KARABURUN KÖYLERİ
Karaburun Yarımadası’nda 18. yüzyılın sonuna kadar kurulan köyler, kuruldukları dönemde meydana gelen korsan saldırılarının önlenmesi amacıyla yarımadanın tepelerinde denizden görülmeyecek bölgelere kurulmasıyla bilinmektedir. Bu durum köylerin en önemli özelliği olarak da ifade edilmiştir. 19. yüzyıl sonrasında ise bu durum biraz daha değişiklik göstererek daha çok sahil bölgelerine ve denizden görülebilecek alanlara doğru kaymıştır. Özellikle 19. yüzyıl sonrasında Mordoğan’ın şu an bulunan konuma doğru yerleşim alanını değiştirmesi bu duruma en iyi örnek olarak gösterilebilir. Bazen çok garipsenen köy isimlerinin zamanında farklı hikayelerle adını aldığı söylenilebilir. Resmî Gazete’de yayınlanan “Köylerin tüzel kişiliğinin kaldırılarak mahalle statüsüne alınması” durumu yerel halkın ve hatta Karaburun köylerini ziyaret eden misafirlerin söylemlerinde herhangi bir değişiklik yaratmamıştır. Hala yerel halkın ifadelerinde “Köy”, “Ahırlı” ve “Seki” gibi kelimeler kullanıldığı da tespit edilmiştir. Özellikle sadece köy isimlerinde değil, Karaburun için de “Ahırlı” isminin kullanılması Karaburun’da yaşayan nüfusun yaşlılık oranını da gözler önüne sermektedir. Resmî Gazete’de yayınlanan “Köylerin tüzel kişiliğinin kaldırılarak mahalle statüsüne alınması” durumu yerel halkın ve hatta Karaburun köylerini ziyaret eden misafirlerin söylemlerinde herhangi bir değişiklik yaratmamıştır. Hala yerel halkın ifadelerinde “Köy”, “Ahırlı” ve “Seki” gibi kelimeler kullanıldığı da tespit edilmiştir. Özellikle sadece köy isimlerinde değil, Karaburun için de “Ahırlı” isminin kullanılması Karaburun’da yaşayan nüfusun yaşlılık oranını da gözler önüne sermektedir.
Yapılan bazı çalışmalarda özellikle Karaburun sınırları içerisinde bulunan köylerde kullanılan coğrafi terimlerin günümüzde de uzun yıllar kullanıldığı gibi kalması bölgenin isim konusunda farklılığa gitmediğini göstermektedir. Karaburun köylerinde yaşayan yerel halkın özellikle ova, kanyon, tepe, burun ve koy gibi yerlere verdiği isimlerin anlamları yapılan çalışmalarca ortaya konulmuştur (Şahin ve Köse, 2014). Karaburun ilçesinin 1831 ve 1844 yıllarına ait nüfus defterlerine ulaşılmıştır. Bu defterlerin bazı sayfalarının eksik olduğu aktarılırken, aynı zamanda bir adet olarak ifade edilen reaya defterinde Karaburun’un adı Karye-i Kara Reis Çiftliği Tabi-i Kasaba-i Karaburun alt başlığında verilmiştir. Sonrasında sırasıyla Karye-i Küçük Bahçe Tabi Kasaba-i Karaburun Bekeran, Karye-i Köse Deresi Tabi’-i Kasaba-i Karaburun olmak üzere Küçükbahçe, Karareis ve Kösedere köylerine ait nüfus ve hane sayılarına ulaşılmıştır. 16. yüzyılın son çeyreğinde Karaburun sınırları içerisinde yer alan ve Köse Deresi olarak ifade edilen Kösedere Köyü’nde bekar erkek nüfusunda %681,5 oranında bir artış görülmüş ve bu köyün 374 kişi ile nüfus bakımından en büyük köy olmasını sağlamıştır. 19. yüzyıla doğru gelindiğinde ise Karaburun’da genel olarak bir nüfus artışı gözlemlediği aktarılırken aynı zamanda köy sayısında da bir artış olmuştur. 13 adet olan köy sayısı 22’ye, toplam yaşayan sayısı ise 1589’dan 3267 kişiye çıkmıştır. 60 yıl gibi kısa bir sürede Karaburun’un toplam nüfusu köy sayısının 27’ye çıkmasıyla birlikte 5845 kişiye ulaşmıştır. Yapılan çalışma ile nüfus defterlerinden mesleklerin de ortaya çıkartılması sağlanmış olup, Karaburun sınırları içerisinde (Balıklıova Köyü de dahil olmak üzere) 1831 yılında 852 hanede Rençper olarak çalışan 906 kişi, Kayıkçı/Reis olarak geçen 10 kişi, Kundakçı olarak geçen 1 kişi, Kalafatçı olarak geçen 1 kişi, Berber olarak geçen 4 kişi, Çoban olarak geçen 1 kişi, Çakırcı (kuş avı için çakırdoğan yetiştiren kimse) olarak geçen 1 kişi ve Gulam/Uşak olarak geçen 38 kişi olduğu raporlanmıştır. Tüm meslek gruplarının sayısı bakımından en yüksek sayının Eğlenhoca Köyü’nde olduğu da aktarılanlar arasında yer almaktadır. En yaygın meslek olarak rençperlik olduğu da ifade edilebilecek bir husustur (Adıtatar, 2019).
Bölgede, tahıl üretimiyle beraber üzüm ve incir üretimi de geniş bir yer tutmaktadır. Bu durumun Aydın’ın sancağına bağlı bir nahiye olması yönündeki bulgularla eşleştirme yapılarak sunulmasının doğru olacağı düşünülmektedir. Sultaniye, Karaburuni adıyla kayıtlara geçen Karaburun sultaniye üzümünün özellikle Parlak (Boynak), Mordoğan (Emirdoğan) ve Balıklıova (Balıklagu) köylerinde üretildiği ve büyük gelirler kazanıldığı da ifade edilmiştir (Emecen, 1989). Tarım faaliyetlerinin dışında 16. Yüzyılda hayvancılık faaliyetlerinin de artış gösterdiğine yönelik bulgular yine aynı araştırma içerisinde yer almış olup, özellikle Karaburun sınırları içerisinde yer alan Mordoğan’da (Emirdoğan) %266 ve Kösedere’de (Kösederesi) %128 artış gösterdiği de raporlanmıştır (Adıtatar, 2019). Yapılan saha görüşmeleri kapsamında Ayşe Özgüder tarafından kaleme alınmış “Köyüm” adlı şiirin Karaburun’u ve köyleri anlattığı düşünülmektedir.
Şalvarını giymiş zeytin topluyor, çocukları bir kuytuda oynuyor.
Ben köyümün çocuğunu özledim, ben köyümün insanını özledim.
Bir kuytuya kurmuş salıncağını, iki taşı çatmış yapmış ocağını.
Yazdan dolduruyor köylüm kucağını.
Ben köyümün insanını özledim, ben köyümün her yanını özledim.
Al atını koşuvermiş sıraya, tohumunu saçıvermiş tarlaya.
Ne beye benziyor ne de ağaya,
Ben köyümün çiftçisini özledim, ben köyümün işçisini özledim.
Eşeğine sarıvermiş küfeyi, soğuk-sıcak aşıvermiş tepeyi,
Sahibine sadık olur köpeği,
Ben köyümün köpeğini özledim, ben köyümün eşeğini özledim.
Az kazanca çok veriyor emeği, akşam evde helal yiyor yemeği.
Garibanın zaten budur dileği,
Ben köyümün insanını özledim, ben köyümün her yanını özledim.
Bizim köyün dağdan gelir odunu, ocağında çıkarırdı tadını.
Erkekten çok çalışkandır kadını, ben köyümün kadınını özledim.
Perşembeden düğünleri duyulur, çıkar biri köy halkını buyurur.
Cumartesi davul yeri kurulur,
Ben köyümün davulunu özledim, ben köyümün düğününü özledim.
Ayşe Özgüder

